Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın oluşturduğu Mekke Savunma İttifakı’nda kurumsallaşma çalışmaları sürerken, Husilerin tehditleri ve bölgesel güvenlik riskleri yeniden gündemde geniş yer buldu.
İttifakta Kurumsallaşma Süreci Devam Ediyor
Hakan Fidan ittifakın savunma amaçlı olduğunu vurgularken, emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş tehditlerin askeri boyutunu değerlendirdi. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos’ta imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nın ardından oluşturulan Mekke Savunma İttifakı, bölgesel güvenlik tartışmalarında öne çıkan yapılardan biri haline geldi. Anlaşmanın temelinde, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının diğer ülkelere de yapılmış kabul edilmesi ve savunma alanındaki iş birliğinin güçlendirilmesi bulunuyor.
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından duyurulan anlaşmanın herhangi bir ülkeyi hedef almadığı, kolektif caydırıcılık ve ortak güvenlik anlayışı üzerine kurulduğu belirtilmişti. Mekke Savunma İttifakı’nın yalnızca siyasi bir deklarasyon olarak kalmaması için kurumsal yapının oluşturulmasına yönelik çalışmalar sürüyor. Anlaşma çerçevesinde kurulan Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi’nin ilk toplantısı İstanbul’da gerçekleştirildi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da bu toplantının ardından yaptığı açıklamada ittifakın bölgesel barış, güvenlik ve istikrara katkı sunmayı hedeflediğini, yapının zaman içerisinde kurumsallaştırılacağını ve anlaşmanın ilkelerini benimseyen başka ülkelerin katılımına da açık olduğunu kaydetti. Bu tür savunma yapılanmalarında siyasi iradenin yanı sıra karar alma mekanizmasının, askerî koordinasyonun, istihbarat paylaşımının, hava ve füze savunmasının, lojistik desteğin ve kriz anında yürütülecek istişare süreçlerinin açık biçimde tanımlanması önem taşıyor. Kolektif savunma ilkesi, tek başına her krizde otomatik olarak aynı askerî karşılığın verileceği anlamına gelmiyor.
Uygulanacak desteğin niteliği, tehdidin boyutu, tarafların ortak değerlendirmesi ve ülkelerin kendi hukuki süreçleri yönünde şekillenebiliyor.
Suudi Arabistan’a Destek Mesajı
Alihan Kuriş soruşturmasında çok sayıda gözaltı ve şirkete el konuldu: Alanya’dan da 1 kişi var Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarının ardından ittifakın nasıl işleyeceği konusu da gündemde geniş yer buldu. Fidan, Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğü, egemenliği ve altyapısına yönelik saldırıların yakından takip edildiğini belirterek ittifak üyeleri arasında dayanışma bulunduğunu ifadelerine yer verdi.
Riyad yönetiminin özellikle belirli teknik alanlarda askerî ihtiyaçlarının ortaya çıkabileceğini ifade eden Fidan, Türkiye’nin bu ihtiyaçların karşılanmasına yönelik destek sağlayabileceği mesajını verdi. Yemen merkezli gelişmeler, yeni savunma yapılanmasının karşı karşıya kaldığı ilk ciddi güvenlik başlıklarından biri olarak değerlendiriliyor. Yemen’in Suudi Arabistan’a komşu olması, Kızıldeniz’e açılması ve bölgenin kritik deniz ulaşım hatlarına yakınlığı, buradaki askerî gerilimin yalnızca iki ülke arasındaki güvenlik meselesi olarak kalmamasına yol açıyor.
Füze ve insansız hava araçlarının kullanıldığı saldırılar, hava savunması, erken uyarı sistemleri ve kritik altyapının korunması gibi teknik alanları ittifak açısından daha kritik hale getiriyor. Husiler ise Türkiye veya Pakistan’ın Yemen’deki çatışmalara doğrudan askerî müdahalede bulunması halinde karşılık verileceği yönünde kritik bilgiler paylaştı. Emekli Korgeneral Erdoğan Karakuş, bu açıklamaları değerlendirirken Husilerin Türkiye’ye yönelik tehdidi gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip olmadığını savundu.
Karakuş, olası bir doğrudan çatışmanın Husiler açısından ağır sonuçlar doğuracağını öne sürerken, Mekke’ye yönelik saldırılar ile Türkiye’ye yönelik açıklamaların kaynağı meselesinde da soru işaretleri bulunduğunu sözleriyle kamuoyuna ifade etti.
Yemen’deki Gerilim İttifakın İlk Sınavlarından Biri
Bu değerlendirmeler Karakuş’un kişisel askerî analizini yansıtıyor. Mekke Anlaşması’ndaki “Bir üyeye yönelik saldırının tüm üyelere yapılmış sayılması” yaklaşımı, dünyadaki diğer kolektif savunma düzenlemeleriyle benzer bir caydırıcılık mantığı taşıyor. NATO’nun kolektif savunma sisteminde de bir üyeye yönelik silahlı saldırı bütün üyelere yönelik kabul ediliyor; buna karşın her ülkenin vereceği desteğin biçimi aynı olmak zorunda değil.
Destek askerî güç kullanımından istihbarat, lojistik, hava savunması veya başka güvenlik tedbirlerine kadar farklı araçları kapsayabiliyor. BM sistemi de silahlı saldırıya uğrayan devletlerin bireysel veya kolektif meşru müdafaa hakkını tanıyor. Türkiye açısından kritik başlıklardan biri de Mekke Savunma İttifakı ile mevcut uluslararası yükümlülükler arasındaki ilişkinin nasıl yürütüleceği.
Fidan, yeni yapının Türkiye’nin NATO dahil mevcut ittifak ve anlaşmalardan doğan sorumluluklarının yerine geçmediğini, bunları tamamlayıcı nitelikte olduğunu açıklamasında bulundu. Bu nedenle ittifakın fiilî işleyişinde farklı güvenlik mekanizmaları arasındaki koordinasyon, görev paylaşımı ve olası krizlerde hangi yapının hangi kapasiteyle devreye gireceği gibi konuların netleştirilmesi önem taşıyor. İttifakın yalnızca sıcak çatışma halinde devreye girecek bir güvenlik mekanizması olarak görülmemesi gerekiyor.
Resmî açıklamalarda savunma sanayii iş birliğinin geliştirilmesi ve üç ülkenin askerî unsurları arasındaki birlikte çalışabilirliğin artırılması da temel hedefler arasında gösteriliyor.
Kolektif Savunma Nasıl İşliyor?
Bu çerçevede ortak planlama, eğitim, haberleşme sistemlerinin uyumu, lojistik koordinasyon ve savunma teknolojilerinde iş birliği gibi alanlar, ittifakın caydırıcılığının sahadaki karşılığını belirleyebilecek başlıklar arasında bulunuyor. Yemen ve Kızıldeniz çevresindeki gerilim aynı zamanda ekonomik güvenlik açısından da önem taşıyor. Bölgedeki deniz yolları enerji taşımacılığı ve uluslararası ticaret açısından kritik güzergâhlar arasında yer aldığı için çatışmaların yayılması nakliye maliyetleri, sigorta giderleri, enerji arzı ve ticaret rotaları üzerinde baskı oluşturabiliyor.
Bu nedenle Mekke Savunma İttifakı’nın gelecekte yalnızca doğrudan askerî saldırılara vereceği tepki değil, kritik altyapının korunması, deniz güvenliği ve krizlerin büyümeden yönetilmesi meselesinde geliştireceği mekanizmalar da yakından izlenecek. Karakuş aynı zamanda Mekke Savunma İttifakı’nın İsrail ve Yunanistan’da rahatsızlık oluşturduğunu ileri sürdü. Bu değerlendirme Karakuş’un bölgedeki gelişmelere ilişkin yorumuna dayanırken, ittifakın resmî yaklaşımında belirli bir ülkenin hedef alındığı yönünde bir tanımlama bulunmuyor.
Türk yetkililer de kuruluşundan bu yana yapının herhangi bir devlete karşı oluşturulmadığını, temel amacın ortak savunma kapasitesinin ve bölgesel caydırıcılığın güçlendirilmesi olduğunu vurguluyor. İttifakın bundan sonraki etkisini ise kurumsallaşmanın nasıl tamamlanacağı, üyelerin kriz anlarında hangi araçlarla hareket edeceği ve siyasi taahhütlerin sahadaki askerî koordinasyona ne ölçüde dönüştürülebileceği belirleyecek.
