Ticaret Bakanı Ömer Bolat, ‘Ortaklıklarla Yatırım ve Büyüme Potansiyelini Açığa Çıkarmak’ temalı OECD Kritik Mineraller Forumu’na katıldı. Forum, açık ve verimli piyasaların desteklenmesi, üretici ülkelerle iş birliklerinin güçlendirilmesi, tedarik zincirinin dayanıklılığının artırılması ve mineral arzı ile işleme seçeneklerinin çeşitlendirilmesi için kamu ve özel sektör finansmanının devreye alınması konularını ele almak amacıyla düzenlendi. Foruma, Bakan Bolat’ın yanı sıra Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, OECD Genel Sekreteri Mathias Cormann, OECD Türkiye Daimi Temsilcisi Büyükelçi Kerem Alkin, Fas Krallığı Enerji Dönüşümü ve Sürdürülebilir Kalkınma Bakanı Leila Benali, İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan ile çok sayıda politikacı, sektör temsilcisi ve uluslararası ortak katılım sağladı.

‘KRİTİK MİNERALLER ELZEM HALE GELMİŞTİR’
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, “İkiz dönüşüm süreci küresel ekonomide merkezi bir rol üstlendikçe, kritik mineraller yüzyılımızı şekillendiren dönüşümler için vazgeçilmez hale gelmiştir. Piller, güneş panelleri, rüzgar türbinleri ve elektrik şebekeleri gibi temiz enerji teknolojileri açısından elzemdirler. Ayrıca, yarı iletkenlerden akıllı telefonlara, veri merkezlerinden yapay zeka sistemlerine ve gelişmiş telekomünikasyon altyapısına kadar dijitalleşme için de büyük önem taşımaktadırlar. Son on yılda, temel kritik minerallere olan talep önemli ölçüde artmıştır. Lityum talebi neredeyse dört katına çıkarken, nadir toprak elementleri ve kobalt talebi de kabaca iki katına çıkmıştır. Diğer minerallerde de benzer talepler gözlemlenmektedir. Daha da önemlisi, mobilitenin elektrifikasyonu ve hızla artan yenilenebilir enerji altyapısı bu eğilimin önümüzdeki on yıllarda devam etmesini sağlamaktadır. Bu nedenle, karbonsuzlaşma, dijitalleşme ve tedarik zinciri güvenliğini güçlendirmeye yönelik çabalar, kritik minerallerin endüstriyel rekabet gücü, ulusal güvenlik ve ekonomik dayanıklılık açısından artan stratejik bir önem taşıdığını göstermektedir” ifadelerini kullandı.
Â

‘ARZ YÖNETİMİ DÖRT TEMELE DAYANMALI’
Bakan Bolat, “Küresel ekonomide adil bir ikiz dönüşüm ve ortak refah sağlamak amacıyla kritik mineral arz yönetiminin dört temel ilkeye dayanması gerektiğine inanıyoruz. Birincisi, çeşitlendirme yoluyla dayanıklılığımızı artırmalıyız. Üretim, teknolojiler, taşıma koridorları ve finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesi, küresel bağımlılığı daha istikrarlı hale getirmenin önemli araçlarıdır. Bu bağlamda, yeni bloklar, yeni engeller veya yeni sıfır toplamlı çatışmalar oluşturmadan aşırı yoğunlaşmayı azaltmalıyız. İkincisi, adil ve öngörülebilir ticaretin sağlanması gerekmektedir. Üçüncüsü, mineral zengini gelişmekte olan ülkeler kaynaklarından daha fazla değer elde etmelidir. Sanayi devriminin erken dönemlerinde, doğal kaynaklar açısından zengin ülkeler, endüstriyel kapasite açısından geri kalmışlardır. Bu durum, kritik mineraller çağında tekrarlanmamalıdır. ‘Adil’ bir geçiş için, üretici ülkelerin işleme, enerjiye erişim, lojistik, dijital altyapı, işgücü becerileri, araştırma kapasitesi ve yerel endüstriyel gelişim konularında yatırımlara ihtiyaçları bulunmaktadır. Son olarak, kritik mineral arzında madenciliğin ötesine geçmemiz gerekmektedir. Geri dönüşüm, yeniden kullanım, ikame, malzeme verimliliği ile pil kimyasındaki ve endüstriyel tasarımdaki yenilikler, arz yönetimimizin bir parçası olmalıdır. Ciddi bir mineral stratejisi, yalnızca yeni madenler açmakla ilgili değil, aynı zamanda döngüsel ekonomiler ve daha akıllı teknolojiler inşa etmekle de ilgilidir” şeklinde konuştu.
Â

‘DAHA GÜÇLÜ BİR ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİNE İHTİYACIMIZ VAR’
Bakan Bolat, “Türkiye’nin küresel yönetişimi ve ekonomik dayanıklılığı, kritik mineraller alanı da dahil olmak üzere ortak bir sorumluluk olarak değerlendirilmektedir. Aslında, hiçbir ülke kritik mineraller konusundaki küresel bağımlılıktan kaynaklanan zorlukları tek başına çözemez. Daha güçlü bir uluslararası iş birliğine ihtiyaç bulunmaktadır. Şeffaf piyasa bilgileri, riskleri önceden tespit edecek erken uyarı sistemleri, birlikte çalışılabilir standartlar, daha güçlü teknolojik ortaklıklar, daha iyi finansman araçları ve yatırımları riskten arındıracak güvenilir mekanizmalar için çalışmalar yapılmalıdır. Bu durum, hükümetler, sanayi, bölgesel kalkınma kurumları ve finans sektörü arasında daha güçlü bir diyalog ve güven gerektir



