Kadın ve Demokrasi Vakfı (KADEM), İstanbul Üniversitesi’nde ‘28 Şubat: Çağdışı Sürecin Anatomisi’ temalı bir panel düzenledi. Panelin ardından KADEM Mütevelli Heyet Başkanı Sümeyye Erdoğan Bayraktar, Beyazıt Meydanı’nda basın açıklaması yaptı.

‘28 ŞUBAT YALNIZCA BİR TAKVİM YAPRAĞI DEĞİL’
KADEM Mütevelli Heyet Başkanı Sümeyye Erdoğan Bayraktar, Beyazıt Meydanı’nda yaptığı konuşmada, “Bugün burada, İstanbul’un hafızasında ve Türkiye’nin demokrasi tarihinde sembolik bir yere sahip olan bir alanda toplandık. 28 Şubat’ın üzerinden tam 29 yıl geçti. O günler geçmişte kaldı. Ancak o günleri mümkün kılan zihniyetin tamamen ortadan kalktığını söylemek hala mümkün değil. Biz burada geçmişe takılı kalmak için değil, hak ve özgürlüklerin önemini hatırlamak için bir aradayız. 28 Şubat, temel hak ve özgürlüklerin çeşitli yollarla sınırlanabildiği bir dönemin adıdır. İnancı, kimliği ve kıyafeti nedeniyle insanların devlet eliyle dışlandığı bir zihniyetin simgesidir” dedi.
‘BAŞÖRTÜLÜ KADINLAR ÇOK ZOR PSİKOLOJİK SÜREÇLERDEN GEÇTİ’
Bayraktar, “Başörtülü kadınlar, toplumdan dışlanma, ötekileştirilme ve ayrımcılığa uğrama gibi zor psikolojik süreçlerden geçti. Zorunlu nedenlerle başörtüsünü çıkarmak zorunda kalanlar, uzun süre etkisini sürdüren ruhsal travmalar yaşadı. Bu süreçte, dini kimlikleri nedeniyle binlerce insan baskıya uğradı ve eğitim, çalışma hayatı ile kamusal alandan dışlandı. Baskılar sadece başörtülü kadınlarla sınırlı kalmadı; erkekler de hedef alındı. Fişleme, soruşturma, görevden uzaklaştırma ve meslekten ihraç gibi uygulamalarla karşılaştılar. Ayrıca, üniversite öğrencilerinin yanı sıra İmam Hatip Lisesi öğrencileri de polis tarafından zorla okullarından çıkarıldı. Ben de o dönemde 16 yaşında, arkadaşlarımla birlikte okul kapısında polisle karşı karşıya kaldım. Başörtülü olduğum için okuluma devam edemedim ve başka bir şehirde eğitimime devam etmek zorunda kaldım. O yaşta büyük bir mücadele vermek zorundaydım. Tarih boyunca bu topraklarda demokrasiye ve insan haklarına zarar veren birçok müdahale yaşanmıştır. Ancak bunların en dikkat çekici olanlarından biri, 28 Şubat 1997’de yaşanan ve post-modern darbe olarak adlandırılan süreçtir. Bu sürecin önemli yönlerinden biri, sivil ve askeri otoritelerin sınırsız yetkilerle demokrasiye dolaylı yoldan müdahale etmeleridir” şeklinde konuştu.

‘BİNLERCE KADIN EĞİTİM HAYATINDAN KOPARILMIŞ’
Bayraktar, “Bu süreç, toplumsal dokuyu derinden sarsan, bireysel hak ve özgürlükleri hiçe sayan; ekonomik hayata doğrudan müdahale eden bir dönemdi. Kamu ihalelerinden şirketlere yönelik fişlemelere kadar geniş bir yelpazede, sistematik bir baskı ve ayrımcılık düzeni oluşturuldu. Üniversitelerde ve kamu kurumlarında uygulanan yasaklar nedeniyle binlerce kadın eğitim hayatından uzaklaştırıldı ve meslek sahibi olma hayallerinden vazgeçmek zorunda bırakıldı. Kamuoyunda ikna odaları olarak bilinen çağdışı uygulamalar, bu dönemin karanlık olaylarından sadece birkaçıdır. İmam Hatip ve meslek lisesi öğrencilerinin üniversiteye girişini engellemek amacıyla getirilen katsayı uygulaması, eğitimde ciddi adaletsizliklere yol açtı ve binlerce öğrencinin akademik geleceğini kararttı. Memurlar, akademisyenler ve öğretmenler, sadece dini değerlerine bağlı oldukları için işlerinden atıldı veya istifaya zorlandı” ifadelerini kullandı.
‘28 ŞUBAT’I YAŞAYANLARIN HAFIZASINDAN O GÜNLER HİÇ SİLİNMEDİ’
Bayraktar, “Medyanın bir kısmı, 28 Şubat sürecinde taraflı bir tutum sergileyerek halkın dini değerleri üzerinden algı operasyonları yapmış, başörtülü kadınlar ve sakallı erkekler gibi toplumun belli kesimlerini hedef haline getirmiştir. Üzerinden 29 yıl geçti. Ancak özellikle 28 Şubat’ı yaşayanların hafızasından o günler hiç silinmedi. Bugün bazıları “Bu konu artık kapandı mı?” diye soruyor. “28 Şubat edebiyatı yapılıyor.” diyorlar. Bugün 28 Şubat’ı hatırlamak, sadece geçmişi anlamak değil, geleceğimizi şekillendirmek açısından da önem taşımaktadır. Demokrasiye ve insan haklarına sahip çıkma bilinci, bu tür olayların unutulm



