Resul Emrah Şahan, savunmasında dikkat çekici ifadeler kullandı. “Şişli Belediyesi, Çağlayan Adliyesi ile komşudur ve adliyenin bulunduğu parsel belediyeye aittir. Bu durum, belediyenin bir tasarrufudur. 18 Mart günü savcılıkla görüşme halindeydim, çağırılmadığım için gitmedim. 19 Mart sabahı evimden alındım ve o gün devletle toplum arasındaki güven bağına zarar verilmiştir. Burada asıl mesele Şişli’nin iradesidir. Ben, Şişli’de 10 kişiden 7’sinin oyunu almış bir belediye başkanıyım. Bugün koltuğumda bir kayyum oturmakta. Tutuklandıktan bir yıl sonra burada bulunuyorum. 12 metrekarelik hücremde binlerce mektupla destekleniyorum. ‘Suçlusun’ diyorlar, ‘Neyle suçluyum?’ dediğimde, ‘Bilmiyorum’ yanıtını alıyorum. 19 Mart günü kent uzlaşısı davasından tutuklandım. Gerekçe, Cumhuriyet Halk Partisi’nin Türkiye İttifakı siyasetiydi. Ben, batı illerindeki Kürtlerin mecliste temsil edilmesi için mücadele eden bir siyasetçi ve belediye başkanıyım.” ifadelerini kullandı.
Şahan, batı illerindeki Kürtlerin temsilinin önemine değinerek, “Sayın Başkanım, batı illerindeki Kürtler kim? Belki siz, belki salondaki arkadaşlarımız. Komşumuz, kardeşimiz. Ben bu siyasetin arkasındayım. Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinin en kritik eşiklerinden biri olan terörsüz, demokratik Türkiye sürecine toplumsal destek varken bir belediye başkanının tutuklanması büyük bir yanlıştır.” dedi. Ayrıca, o dönemde iktidar siyasetçilerinin ‘Uzlaşı, bu topraklarda bir zayıflık değildir. Devlet aklının ve milletin ferasetinin gereğidir’ şeklindeki beyanlarına atıfta bulundu.
Şahan, “Kent uzlaşısı, kimlikler üzerinden çatışmak değil, ortak değerlerde buluşarak kenti birlikte yönetmekti. Ancak bu operasyon, devlet aklına ve demokrasiye bir engel teşkil etti. Türkiye, Kürt meselesinde önemli bir tarihi eşiği geçerken bir belediye başkanının tutuklanması bir çelişkiydi.” şeklinde konuştu.
Şahan, tutuklandıktan sonra yaşadığı süreci de anlattı. “İddianameyi beklemeye başladım ve 4 ay sonra, Temmuz ayında Prof. Dr. Ahmet Özer kent uzlaşısından tahliye oldu. O dönemde ‘Kardeşlik zamanı, iç cepheyi güçlendirelim’ açıklamaları yapıldı. Emrah’ın hücresinin kilidi açıldığında kapının kulpunu indirseniz kapı açılıyordu. Ancak ikinci bir kilit gerektirdi. Ağustos ayında etkin pişmanlar ifadesinde Emrah ifadesini vermiş. 12 Eylül’de birden ifadeye çağrıldım. Sadece tanık ifadeleriyle tutuklandım. Tanık ifadeleri, Türkiye’nin en büyük müteahhitleri ve danışmanlarıydı.” dedi.
‘KURUMA DAİR BİR TALİMAT VERMEM MÜMKÜN DEĞİL’
Şahan, savunmasına devam ederek, “Öncelikle ‘Eylem 13’ ile başlamak istiyorum. İddianamenin mantığına dair en garip örnek budur. Benim adımın geçtiği ilk yer Eylem 13. ‘Kişisel verileri başkasına verme, yayma ve ele geçirme’ suçlaması yöneltiliyor. Bu konuda kimse benim ifademe başvurmadı. İddianame bana ‘sürpriz’ olarak geldi. Hiçbir şüpheli ifadesinde, tanık beyanında veya kolluk fezlekesinde adım yok. Benim bu iddianın yanlış olduğunu ispatlamam bekleniyor.” şeklinde konuştu.
Şahan, ayrıca suçlamaların asılsız olduğunu belirterek, “İstanbul Planlama Ajansı Başkanı sıfatıyla hareket ettiğim belirtiliyor. Ancak ben bu görevden çok uzun süre önce ayrıldım. 2024’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki görevimden istifa ettim. İddialar, 2023 Kasım sonu veya Aralık başında gerçekleştiği iddia edilen bir panel üzerinden yapılıyor. O dönemde istifa etmiş ve bir belediye başkan adayı olarak sahada kampanya yürütüyordum. Kuruma dair bir talimat vermem mümkün değil.” ifadelerini kullandı. Duruşmaya 16.45 sıralarında ara verildi.



