Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) ve OECD raporları, nükleer güç santrallerinin yalnızca enerji üretmekle kalmayıp, büyük bir ekonomik ekosistem oluşturduğunu ortaya koyuyor. Prof. Dr. Demirak, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin Türkiye’nin nükleer yolculuğunun başlangıcı olduğunu belirtti. Demirak, bu önemli adımla Türkiye’nin nükleer alanda en üst seviyeye ulaştığını ifade ederek, Sinop, Trakya ve Küçük Modüler Reaktörler (SMR) gibi büyük hedeflerin bu süreçte nükleeri ekonomik devrim ve teknolojik bağımsızlığın anahtarı haline getirdiğini vurguladı.

Prof. Dr. Demirak, Akkuyu NGS’nin bölgesel kalkınmada sağladığı katalizör etkisine de dikkat çekti. Demirak, Fransa ve İsviçre’deki halkın nükleer santralleri refah simgesi olarak gördüğünü belirterek, Türkiye’de de Akkuyu’nun bu algıyı pekiştirdiğini ifade etti. Çukurova Havalimanı, yeni tüneller ve modern hizmet alanları ile yerel kalkınmanın hızlandığını vurgulayan Demirak, bölge halkının istihdam ve teknolojik prestiji bizzat deneyimlediğini aktardı.
Modern konutlar, sağlık merkezleri ve nükleer temelli okulların Mersin’de yükseldiğini belirten Demirak, karayolları ve tünellerin ulaşımı kolaylaştırdığını, alışveriş ve hizmet alanlarının şehre uluslararası bir kimlik kazandırdığını söyledi. Daha önce mevsimlik işçilikle anılan bir bölgenin, nükleer ekosistem sayesinde dünyanın en ileri teknoloji üslerinden biri haline gelmesi, nükleer enerjinin bölgesel kalkınmadaki rolünü ortaya koyuyor.
‘50 MİLYAR DOLARLIK GSYH ETKİSİ VE NÜKLEER REFAH EKOSİSTEMİ’
Prof. Dr. Demirak, OECD NEA ve IAEA’nın ortak yayımladığı rapordaki makroekonomik modellemelerin nükleer enerjinin ekonomik motor işlevini bilimsel olarak kanıtladığını belirtti. Raporda yer alan verilere göre, nükleer sektörde oluşturulan her bir doğrudan istihdam, tedarik zinciri ve yerel hizmet sektörlerini harekete geçirerek ekonominin genelinde iki birimlik ek iş hacmi sağlıyor. Bu durum, nükleer yatırımların yalnızca enerji üretimi ile sınırlı kalmadığını, aynı zamanda her bir çalışanı için toplamda üç kişilik bir refah ekosistemi oluşturduğunu gösteriyor.
Akkuyu’nun Türkiye ekonomisi için taşıdığı stratejik önemi de vurgulayan Demirak, dört ünitenin tamamlanmasıyla birlikte yaklaşık 4 bin kişiye kalıcı ve yüksek nitelikli istihdam sağlanacağını ifade etti. OECD’nin ‘1’e 3′ formülüyle değerlendirildiğinde, bu dev yatırımın bölgedeki istihdam ağını 12 bin kişiye çıkaracağının altını çizen Demirak, santralin tüm yaşam döngüsü boyunca Türkiye GSYH’sine katkısının 50 milyar dolar olmasının beklendiğini belirtti.
‘AKKUYU, TÜRKİYE’NİN İKLİM GÜVENLİĞİ İÇİN KRİTİK BİR EŞİKTİR’
Akkuyu NGS’nin Türkiye’de nükleer ekosistemin başlangıcını simgelediğini belirten Prof. Dr. Demirak, projenin iklim değişikliğiyle mücadelede “oyun değiştirici” bir rol üstlendiğine dikkat çekti. Akkuyu’nun çevresel sürdürülebilirlik ve teknolojik dönüşüm boyutunu, santralin dört ünitesinin tam kapasiteyle devreye girmesiyle her yıl yaklaşık 35 milyon ton karbondioksit salımının önleneceği verileri ile açıkladı.
Bu durum, Türkiye elektrik sektöründen kaynaklanan toplam emisyonların %7-8’ini sıfırlamak anlamına geliyor. Bu sadece bir enerji istatistiği değil; 60 yıllık işletme ömrü boyunca yaklaşık 2,1 milyar ton karbonun atmosfere salınmasını engelleyen büyük bir çevresel kalkandır.
Nükleer enerjinin çevre dostu özelliklerinin emisyon verilerinin ötesine geçtiğini vurgulayan Demirak, Akkuyu’nun hava kalitesini bozan kirleticileri devre dışı bırakarak daha temiz bir çevre sağladığını ifade etti. Bu yatırım, Türkiye’nin yeşil enerji dönüşümündeki en sağlam güvencesi olarak öne çıkıyor.

ÇİFTÇİ: AKKUYU TÜRK SANAYİSİNİ NÜKLEER LİGE TAŞIYAN TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASIDIR
Nükleer Sanayi Derneği (NIATR) Yönetim Kurulu Başkanı Alikaan Çiftçi, Akkuyu NGS ölçeğindeki bir yatırımın Türk iş dünyası için yeni bir dönemin kapılarını araladığını ifade etti. Çiftçi, böyle büyük ve karmaşık bir nükleer projenin Türkiye’de hayata geçirilmesinin yerli firmaların teknik ve kurumsal kapasitesini artırdığını belirtti. Akkuyu, Türk iş dünyasını nükleer lige taşıyan tarihi bir eşik olmuştur.
Küresel nükleer pazarın boyutuna dikkat çeken Çiftçi, Türkiye’nin bu yarışa doğru zamanda girdiğini vurguladı. Morgan Stanley ve küresel piyasa verileri, 2050 yılına kadar nükleer değer zincirine yapılacak yatırımların 2,2 trilyon ABD dolarına ulaşacağını ortaya koyuyor. Akkuyu projesi kapsamında Türk şirketlerine sağlanan yerelleştirme katkısının 11 milyar ABD dolarını aşması, başlangıçta öngörülen hedeflerin geride bırakıldığını gösteriyor. İnşaat, metal, makine, lojistik ve hizmetler sektörlerinde 2 binin üzerinde Türk firması bu projede aktif rol üstlenmiştir.
‘AKKUYU İLE TÜRK SANAYİCİSİ KÜRESEL TEDARİK ZİNCİRİNE ENTEGRE OLACAK’
Akkuyu projesinin asıl kazancının, Türk sanayisinin nükleer kalite standartlarına uyum sağlaması ve üretim altyapısını bu doğrultuda dönüştürmesi olduğunu ifade eden Çiftçi, Türkiye’nin geldiği noktayı şu sözlerle özetledi: “Bugün Türk sanayicisi Akkuyu sayesinde nükleer yetkinlik kazanmıştır. Akkuyu’da nükleer kalite standartlarını öğrenen firmalar, hem Rosatom’un projelerinde hem de dünya genelindeki diğer projelerde yer alabilecek bir



