Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu, AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut’un başkanlığında toplandı. Toplantının açılışında Durgut, “Çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesi, adalet sistemiyle temas eden çocukların korunması ve onarıcı yaklaşımların güçlendirilmesi komisyonumuzun çalışmalarında öncelikli hedefler arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, ilk olarak Türkiye ve İngiltere örnekleri üzerinden çocuk adalet sistemlerinin karşılaştırmalı olarak ele alınacağı bir akademik değerlendirme dinleyeceğiz. Ayrıca, İngiliz hukuk sistemi çerçevesinde ceza sorumluluğu yaşı, çocuklara uygulanan yaptırımlar ve ailelere yönelik tedbirler hakkında önemli bir karşılaştırma yapılacaktır. İkinci olarak ise çocuklar için koruyucu ve onarıcı yaklaşımlar ile bu alandaki dünya örneklerini sahadan gelen bir perspektifle dinleme fırsatı bulacağız. Bugünkü sunumların, çocuk adalet sistemimizin daha koruyucu, önleyici ve onarıcı bir yapı kazanmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz. Akademik bilgi ile uygulama deneyimini bir arada ele alacağımız bu toplantının komisyonumuzun politika geliştirme süreçlerine de güçlü bir temel oluşturmasını umuyorum” şeklinde konuştu.
‘ÇOCUK EN SON ÇARE OLARAK MAHKEME KARŞISINA ÇIKMASI GEREKİYOR’
Ardından Dr. Saliha Merve Kaya, milletvekillerine bir sunum gerçekleştirdi. Kaya, yüksek lisans tezi çerçevesinde 100 dava dosyasını incelediğini ve bu kapsamda 7 çocuk mahkemesi hakimi, polis ve sosyal çalışma görevlisi ile görüşmeler yaptığını belirtti. Kaya, “Bu bağlamda, 100 dava dosyasındaki veriler, görüştüğüm kişilerin sistem hakkındaki görüşlerini yansıttığı için oldukça değerlidir. Hakimlerin özellikle vurguladığı iki husus bulunuyor: Birincisi, ‘Suç makinesi haline gelen çocuklar’ konusuydu ve bunlarla ilgili özel düzenlemeler yapılması gerektiğini ifade ettiler. Örneğin, 70 davası olan bir çocuk var ve bu çocuk suç işlemeye devam ediyor. Bu nedenle, bu tür çocuklara özgü düzenlemelere ihtiyaç olduğu belirtildi. İkincisi ise, ‘Bir çocuk suça karışır karışmaz kendini mahkeme karşısında buluyor. Bu yüzden çocuğun son çare olarak mahkeme ile karşılaşması gerekiyor’ şeklinde bir görüş belirtildi” dedi.
‘ÇOCUKLAR HAKKINDA VERİLEN TEDBİR KARAR ORANI ÇOK DÜŞÜK’
Kaya, ‘Suça sürüklenen çocuk’ ifadesi yerine ‘Suça bulaşmış çocuk’ teriminin de kullanılabileceğini kaydetti. ‘Çocuk Koruma Kanunu’nun detaylı bir şekilde ele alınması gerektiğini vurguladı. Kaya, yaptığı çalışmayı aktararak, “Dosyalarda şunu gözlemledim: Soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesi nedeniyle çocuk hakkında verilen tedbir kararlarının çoğu infaz edilmeden veya yeni başlanmışken son buluyor. 100 dava dosyasında 0-12 yaş ve 15-18 yaş grubu çocukların sayılarını ayırdım. Koruyucu ve destekleyici tedbirler, yargılama sürecinde olduğu gibi soruşturma aşamasında da verilebilir. Ancak dosyalarda koruyucu ve destekleyici tedbirlerin verilme oranı son derece düşük. 12-15 yaş grubundaki 22 suça sürüklenen çocuktan yalnızca 2’sine, 15-18 yaş grubundaki 97 çocuktan ise sadece 1 çocuğa bu tedbirler verilmiş. Görüştüğüm çocuk savcısına da şunu sordum: ‘Mahkemenin koruyucu ve destekleyici tedbirleri çok az çocuğa verdiğini gözlemledim. Acaba soruşturma evresinde bu çocuklara koruyucu ve destekleyici tedbir verilmiş olabilir mi?’ Savcı, ‘900 çocuktan ortalama 9 çocuk hakkında veriyoruz’ yanıtını verdi. Bu oran oldukça düşük, çünkü çocuk zaten suça bulaşmışsa koruyucu ve destekleyici tedbirlere ihtiyacı vardır” dedi.
‘TÜRK CEZA KANUNU EBEVEYNLERE YÜKÜMLÜLÜK YÜKLÜYOR’
Kaya, İngiltere hukuk sisteminde ceza yaşının 10 olduğunu ve suç işleyen çocuğun ebeveynlerine belli yükümlülükler getirildiğini belirtti. Kaya, “Bir kararda, çocuk suç işlediği için belirli bir saatte dışarıda olmaması gerekiyordu ve ailesinin yükümlülüklerini yerine getirmediği anlaşıldı. Bu nedenle ihlal kararı verilmiş. Ayrıca, ebeveyn veya vasiyi bağlayıcı yükümlülük getirme emri de mevcut. Mahkeme, suçlu ebeveynin veya vasinin rızasıyla çocuğa uygun şekilde bakmasını ve kontrol sağlamasını taahhüt etmesini emrediyor. Bizde ise Türk Ceza Kanunu’nun 230’uncu maddesi ebeveynlere bazı yükümlülükler yüklüyor. 100 karar inceledim ve hangi olaylarda mahkeme bu kararları veriyor diye baktım. Örneğin, çocuğunun işitme cihazını alıp vermeyen bir baba, eğitim hakkını engellediği için yargılandı. Bunun dışında, eğer terk suçu yoksa, çocuğunu evde bırakan ve maddi destek sağlamayan kişiler için bu maddenin uygulandığını gördüm. Bu durumda, suça sürüklenen çocuğun suç işlediği tespit edilirse, ebeveynlerinin 233 kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirip getirmediği de değerlendirilebilir” diye konuştu.
‘AĞIR ŞİDDET OLAYLARINA KARIŞAN ÇOCUKLARIN DİVERSİYON YÖNTEMLERİNE TABİİ TUTULMASI AMACIMIZ YOK’
Adalet Bakanlığı Adli Destek Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanı Meral Gökkaya, sistemdeki en büyük açının iş birliği alanında olduğunu vurgulayarak, bazı Avrupa ülkelerinin uyguladığı modelleri paylaştı. Gökkaya, “Ülke örneklerine baktığımızda genellikle ceza ehliyetinin 14 ve 21 yaş arasında uygulandığını görüyoruz. Biz ise yargı reformu strateji belgesinde, ’15 yaşından küçük ve ilk defa suç işleyen çocuklar için ve ağır cezalık olmayan suçlar için’ hedef belirledik. Burada, çok ağır şiddet olaylarına karışan çocukların diverstiyon yöntemlerine tabi tutulması gibi bir amacımız yok. Türkiye’de şu ana kadar uygulanan uzlaştırma ve kamu davasının açılmasının ertelenmesi gibi durumlarda hep 2 veya 3 yıllık cezanın üst sınırına dayalı sınırlamalar mevcut. Dolayısıyla, ağır kasten yaralama, yağma veya cinsel saldırı gibi eylemlere karışan çocukların diversiyona tabi tutulması hedefimiz veya çalışmamız bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.



