1. Haberler
  2. Yaşam
  3. Dikkat: Kumların Altında Bakteri Olabilir

Dikkat: Kumların Altında Bakteri Olabilir

Dikkat: Kumların Altında Bakteri Olabilir - Antalya Haber
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Antalya Konyaaltı Sahili'nde yapılan bilimsel çalışma, kirlilikle ilişkin sınır değerlerin aşıldığını gösterirken, özellikle Sonbahar döneminde sağlıkla ilişkin risklerin yükseldiğini ortaya koyuyor…

Antalya'da Deniz Kirli mi Mükemmel Mi?

Antalya Konyaaltı Sahili'nde yapılan bilimsel çalışma, kirlilikle ilişkin sınır değerlerin aşıldığını gösterirken, özellikle Sonbahar döneminde sağlıkla ilişkin risklerin yükseldiğini ortaya koyuyor… Antalya’da son aylarda gündemde olan deniz kirliliği yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Kaş İnceboğaz Mevkii’nde ve kent merkezindeki eski Lara Caddesi sahilinden denize atık su sızıntısı oldu.

Buna karşın sağlık Bakanlığının yüzme suyu takip sistemine göre, falezlerden saatlerce şelale gibi atık suyun denize boşaldığı gün olan 25 Ağustos 2026 tarihinde yapıldığı belirtilen analizler yüzme suyunun mükemmel olduğunu yansıttı. Mavi Bayraklı plajların birçoğunda benzer durum olduğu görüldü. Deniz suyu kirli buna karşın mavi bayraklı plajlarda yüzme suyu “Mükemmel” olarak açıklanıyor.

Bu sonuçlar, deniz suyunda neyin izlenip ölçüldüğüne bağlı. Yapılan bilimsel çalışmalara göre, yalnızca iki başlıkta analiz yapmak deniz suyunun sağlıklı olduğunu söylemek için yeterli değil. Bazı durumlarda plaj kumu deniz suyundan daha büyük bakteri riski barındırıyor.

Atık Suları da 'Levant Akıntısı' mı Getiriyor?

Üstelik sahildeki bu riskler, sonbahar aylarında yüksek seviyeye ulaşıyor. ANTALYA'da DENİZ KİRLİ Mİ MÜKEMMEL Mİ? Kasım ayında küresel iklim zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanan Antalya’da aylardır deniz kirliliği konuşuluyor.

Konu, dış basının da gündeminde. Özellikle kente en fazla turist gönderen ülkeler olan Almanya ve Rusya’da basın Antalya’daki deniz kirliliğini ele alan haberler yayınlıyor. ATIK SULARI DA ‘LEVANT AKINTISI’ MI GETİRİYOR?

Son bir ayda yaşananlar, bu konuda bir yönetim sorun olduğuna işaret ediyor. Kaş’ta denize arıtılmamış atıksu deşarjı tespit edildi. Lara bölgesindeki Falezlerde bir atıksu hattındaki arıza ardından gelen süreçte denize saatlerce şelale gibi atıksu boşaldı.

Deniz Suyu Analizleri Yeterli Mi?

Denizin rengi değişti, kötü koku oluştu. Küçük Çaltıcak’ta, Çıralı’da, Alanya’da insanlar denizde oluşan kirlilik görüntüleri sebebiyle sudan çıktı. Bir taraftan Antalya kıyılarındaki kirliliğin uzak bölgelerden akıntılarla geldiği anlatılırken diğer taraftan kentin kendi atıksu altyapısından kaynaklanan olaylar kamuoyuna yansıdı.

ANTALYA KIYILARI İZMİR'e DÖNÜŞMEDEN ÖNCE DENİZ SUYU ANALİZLERİ YETERLİ Mİ? Bütün bu yaşananların ortasında akıllarda en çok şu soru var: “Antalya’nın denizi temiz mi?” Bu soru, yıllardır alışılagelmiş bir izleme yönteminin verdi cevapla yanıtlanıyor.

Yanıt genellikle, “Mükemmel” ya da “İyi” şeklinde veriliyor. Yanıtı veren ise, yüzme suyu takip sistemi üzerinden 15 günde bir yapılan analizleri duyuran Sağlık Bakanlığı. Aynı biçimde Büyükşehir Belediyesinin Antalya Körfezinde yaptığı analiz sonuçları da Sağlık Bakanlığı ile eşleşiyor.

Doğru Soru: Deniz Nasıl Ölçülüyor?

Antalya falezlerinden saatlerce denize akan kanalizasyon suyunun karıştığı bölgede aynı gün, Ağustos 2026 tarihinde yapıldığı belirtilen analizlerde, yüzme suyunun mükemmel olduğunu yansıtıldı. DOĞRU SORU: DENİZ NASIL ÖLÇÜLÜYOR? Turizm kenti Antalya’da resmi açıklamalar deniz suyunun mükemmel olduğu fikri üzerine kurulu.

Bu fikrin sektörel sloganı ise “Mavi Bayrak inmesin, turizm zarar görmesin!” şeklinde özetlenebilir. Tam da yüzden, “Antalya’da deniz temiz mi?” sorusunu değiştirerek sormamız gerekiyor. Çünkü doğru soru şu: Antalya’da deniz nasıl ölçülüyor?

Yüzme suyu yalnızca E. Coli’den ibaret değil. Rekreasyonel suların mikrobiyolojik kalitesinin izlenmesinde E.

Kumsallar Bakteri Yuvası Olabilir

Coli ve intestinal enterokoklar dünyanın birçok ülkesinde temel fekal indikatörler olarak görülüyor. Avrupa Birliği Yüzme Suyu Direktifi de bu göstergeleri esas alıyor. Bunun çok haklı nedenleri var elbette.

Coli ve intestinal enterokokların yüksekliği, fekal kirlilik ve buna bağlı sağlık riskleri meselesinde son derece değerli bilgiler sağlıyor. Coli ve enterokok uygunsa yüzme suyunda halk sağlığı açısından başka mikrobiyolojik risk yoktur” sonucunu çıkarmak da son derece yanlış. Çünkü bu konuda yapılan bilimsel çalışmalar, kirliliğin yalnızca deniz suyunda değil, kumsal ve karasal alanda da devam ettiğini gösteriyor.

Hatta bir adım daha öteye gidecek olursak, kimi bakteriler kumlarda suyunda olduğundan daha etkili olabiliyor. BİLİMSEL ÇALIŞMALAR NE SÖYLÜYOR? Antalya’da deniz kirliliği bu yıl daha fazla görülür olduğu için gündemde.

Bilimsel Çalışmalar Ne Söylüyor?

Buna karşın kirlilik yeni bir olgu değil. Bu konuda yakın zamanda yapılmış bilimsel çalışmalar da var. Yapılan bilimsel araştırmalar, sadece deniz suyunu analiz etmenin denizin temiz olduğunu söylemek için yeterli olmadığına işaret ederken, bu denkleme plaj kumu ve sedimanın da eklenmesi gerektiğinin altını çiziyor.

DENİZ SUYU TAMAM, KUMSAL NE OLACAK? Akdeniz Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde 2024 yılında N. Ulukan Şimşek tarafından hazırlanan “Konyaaltı Plajı Deniz Suyu ve Plaj Kumunda Kantitatif Mikrobiyal Risk Değerlendirmesi (QMRA)” başlıklı yüksek lisans tezi, bu konuda yakın zaman içerisinde yapılmış güncel ve kritik çalışmalardan biri.

Doç. Dr. Gönül Tuğrul İçemer’in danışmanlığında yürütülen bu tez çalışmasında, yalnızca E. Coli ve intestinal enterokoklara odaklanılmamış. Pseudomonas aeruginosa ve Staphylococcus aureus gibi fekal olmayan fırsatçı patojenleri de değerlendiriyor.

Deniz Suyu Tamam, Kumsal Ne Olacak?

Üstelik yalnızca deniz suyunu değil, plaj kumunu ve sedimanı da kapsıyor. Bu detay küçük gibi görünse de Antalya’da yüzme suyunun temiz olup olmadığı yönündeki tartışmayı daha doğru bir alanda yürütmek için yeni bir kapı aralıyor: Deniz suyu temiz olabilir; peki ya kum? BAKTERİLER KUMLARDA DAHA UZUN YAŞIYOR

İzmarit, plastik atıklar ve cam kırıkları sezon başında iş makineleri ve dev eleklerle kumsallardan temizleniyor. Bu vahşi uygulamanın yarattığı başka ekolojik sorunlar da var elbette. Buna karşın kumsaldaki kirlilik, yalnızca görünen katı atıklardan ibaret değil.

Kumsal, mikrobiyolojik açıdan bambaşka bir ortam. Çalışmadan edindiğimiz bilgilere göre, kum ve sediman; mikroorganizmaları güneşin ultraviyole etkisinden koruyabiliyor, organik madde sağlayabiliyor ve biyofilm oluşmasına uygun mikro-ortamlar yaratabiliyor. Bu nedenle bazı bakteriler deniz suyuna kıyasla kum ve sedimanda daha uzun süre yaşayabiliyor.

Bakteriler Kumlarda Daha Uzun Yaşıyor

SADECE DENİZ SUYUNU ÖLÇMEK YETERLİ DEĞİL Dalga hareketi, yağmur, taşkın veya insanların yoğun kullanımıyla kumdaki mikroorganizmalar yeniden su kolonuna karışabiliyor. Yani bugün aldığınız deniz suyu numunesi size bir fotoğraf gösterebilir.

Kum ise geçmiş kirliliğin hafızasını taşıyor olabilir. Bu nedenle sadece deniz suyuna bakarak plajın bütün mikrobiyolojik riskini değerlendirmek eksik kalabilir. BOĞAÇAYINDAKİ GÖLLENME ALANI EN RİSKLİ BÖLGE

Boğaçayı neden özellikle kritik? Çalışmanın Antalya açısından en dikkat çekici sonuçlarından biri Boğaçayı çevresinde ortaya çıkıyor. Çalışmaya göre, Boğaçayı gölleme bölgesindeki istasyonun özellikle kış dönemindeki sonuçları yağış ve taşkınlarla ilişkilendiriliyor.

Sadece Deniz Suyunu Ölçmek Yeterli Değil

Durgun su ve uygun sıcaklık koşullarının mikroorganizmaların kalıcılığını destekleyebildiği; yağış ardından gelen süreçte ise burada biriken mikrobiyal yükün plaj alanına taşınabildiği değerlendiriliyor. YEREL İDARECİLERİN VİZYONU VE FATURASI Boğaçayı’nın bu “Göllenen” bölümünü, Antalya’nın ‘pırlanta gerdanlığı’ olarak sunan yerel idarecilerin, “Bataklıktı ışıl ışıl oldu” söylemiyle doğal ekosistemi yok ederek aslında ne tür bir sonuca yol açtığını aynı zamanda değerlendirmek gerek.

DOĞRU ÖLÇÜM ZİNCİRİ: KİRLİLİK KARADA BAŞLAR Yeniden çalışmaya dönersek, elde edilen bulgular, Antalya Nehir Havzası Yönetim Planı ile birlikte düşünüldüğünde çok daha anlamlı hale geliyor. Çünkü deniz kıyıda başlamıyor.

Yağmur kent yüzeyini yıkıyor. Dere havzasındaki kirleticiler suya karışıyor. Taşkın geliyor.

Boğaçayındaki Göllenme Alanı En Riskli Bölge

Dere denize ulaşıyor. Sonunda biz plajın açıklarından numune alıp “Deniz temiz mi?” diye soruyoruz. Oysa doğru izleme sistemi havza → dere → dere ağzı → kıyı suyu → plaj kumu zincirinin tamamını takip etmek zorunda.

Çalışmanın risk değerlendirmesinde bir tür bakteri olan Pseudomonas aeruginosa özellikle dikkat çekiyor. Dosyada verilen QMRA sonuçlarına göre yaz döneminde E1 istasyonu için hesaplanan risk yaklaşık 2,02×10⁻². Çalışmada karşılaştırma amacıyla kullanılan 1,9×10⁻² referans risk düzeyinin üzerinde.

Diğer iki istasyonda hesaplanan yaz değerleri ise bunun altında kalıyor. Pseudomonas neden kritik? Çünkü bu bakteri özellikle yüzmeyle ilişkili dış kulak yolu enfeksiyonları, deri enfeksiyonları ve folikülit gibi rahatsızlıklarla ilişkilendiriliyor.

Yerel İdarecilerin Vizyonu ve Faturası

Burada en kritik nokta ise şu: Pseudomonas fekal indikatör değildir. Bu sebeple yalnızca klasik fekal göstergeleri izleyen bir program, yüzücünün maruz kaldığı bütün mikrobiyolojik tehlikeleri doğrudan ölçmüş olmaz. Bu, “Mevcut yüzme suyu analizleri değersizdir” anlamına gelmiyor elbette.

Tam tersine: Mevcut sistem gereklidir ama halk sağlığı riskinin tamamını açıklamak için tek başına yeterli olmayabilir. Staphylococcus sonucu daha da düşündürücü: Çalışmanın ham risk değerlerinde sonbahar döneminde E1 istasyonu için Staphylococcus aureus riski yaklaşık 4,52×10⁻² olarak veriliyor. Bu değer çalışmada kullanılan 1,9×10⁻² referans düzeyinin yaklaşık 2,4 katı olarak kaydedilmiş.

Aureus açısından plaj kumu özellikle önem taşıyor. Çünkü bakterinin kumda deniz suyuna göre daha uzun süre canlı kalabilmesi ve insanların, özellikle de çocukların kumla doğrudan temas etmesi farklı bir maruziyet yolu yaratıyor. Çocuk deniz suyunu içmek zorunda değil.

Doğru Ölçüm Zinciri: Kirlilik Karada Başlar

Kumdan eline bulaşan mikroorganizmayı ağzına taşıması yeterli olabilir. Bu nedenle plaj sağlığının yalnızca “Deniz suyu kalitesi” üzerinden tartışılması başlı başına eksik bir yaklaşım olabilir. Bu verilere bakıldığında, artık “Yüzme suyu güvenliği” yerine, daha bütüncül bir bakışla “Rekreasyonel kıyı sağlığı” kavramını konuşmanın daha doğru olduğunu düşünebiliriz.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ RİSKLERİ TETİKLİYOR İklim değişikliği burada da karşımıza çıkıyor. Çalışmanın başka bir kritik sonucu risklerin yalnızca klasik yaz sezonuyla sınırlı olmayabileceğine işaret ediyor.

Coli ve Staphylococcus açısından sonbahar dönemindeki yükselişler, uzayan sıcak dönem ve plaj kullanım sezonunun uzamasıyla ilişkilendiriliyor. Antalya gibi insanların ekim ayında, hatta uygun yıllarda daha da geç tarihlerde denize girdiği bir kentte bu çok kritik. İzleme takvimi hâlâ “Haziran geldi, yüzme sezonu başladı; Ağustos bitti, risk azaldı” mantığıyla kuruluyorsa iklim değişikliğinin sadece doğal ekosistemi değil, izleme takvimini de eskittiğini söyleyebiliriz.

Klasik Fekal İzleme Yeterli Değil

COP31’e hazırlanırken çöp kapanından önce bunu konuşalım. Tam burada Antalya’nın COP31 hazırlıklarıyla garip bir tezat ortaya çıkıyor. Deniz süpürgesi satın alıyoruz.

Dere ağızlarına bariyer koyuyoruz. Kıyılardan çöp topluyoruz. Hayalet ağ çıkarıyoruz ve bütün bunların tonajını kamuoyuna açıklayarak yapılan çalışmaların öneminin altını çiziyoruz.

DENİZ SÜPÜRGESİ BAKTERİYİ TEMİZLER Mİ? Bunların yapılmasına elbette kimsenin itirazı yok. Ama Pseudomonas’ı deniz süpürgesiyle toplayamazsınız.

Kumda Oynayan Çocuklar Risk Altında

Staphylococcus’u çöp kapanına takamazsınız. Coli’yi bariyerle durduramazsınız. Nitratı kepçeyle çıkaramazsınız.

Fosfatı sahil temizliğiyle azaltamazsınız. Atıksu arızasından sonra denize ulaşan mikrobiyolojik yükü fotoğraftan belirleyemezsiniz. Bunların hepsi için başka bir araç gerekiyor: Ölçüm.

İşin en tuhaf tarafı da burada başlıyor. Antalya’da bugün deniz kirliliğinin başka illerden, başka ülkelerden, akıntılarla geldiğini anlatabilecek kadar iddialı açıklamalar yapılıyor. Öte taraftan aynı kentte çok daha temel bir soruyu sormak zorunda kalıyoruz: Konyaaltı’nda yüzücünün temas ettiği deniz suyunda ve çocukların oynadığı plaj kumunda Pseudomonas ve Staphylococcus düzenli olarak izleniyor mu?

İklim Değişikliği Riskleri Tetikliyor

Daha da basiti: Atıksu arızasının yaşandığı sabah kıyı suyundan hangi saatte numune alındı? Hangi mikroorganizmalar araştırıldı? Kumdan hiç numune alındı mı?

Sonuçlar nerede? Bu soruların cevapları kamuoyuna açık değilse Antalya’nın deniz yönetimindeki sorun teknoloji eksikliğinden önce önceliklendirme sorunudur. MAVİ BAYRAK EKOLOJİK DURUM SERTİFİKASI DEĞİL

Mavi Bayrak başka, ekosistem ve halk sağlığı başka. Burada Mavi Bayrak tartışmasına da dikkat etmek gerekiyor. Bir plajın Mavi Bayraklı olması elbette önemsiz değildir.

Deniz Süpürgesi Bakteriyi Temizler Mi?

Buna karşın Mavi Bayrak, Antalya Körfezi’nin bütün kimyasal ve ekolojik durumunun sertifikası değildir. ANTALYA'nın YENİ BİR İZLEME MODELİNE İHTİYACI VAR Aynı biçimde mevzuata uygun yüzme suyu sonuçları da o plajda düşünülebilecek bütün mikrobiyolojik tehlikelerin ölçüldüğü anlamına gelmez.

Bu sebeple kamuoyuna yalnızca, “Numuneler uygun çıktı” demek yerine artık “Hangi numune? Hangi parametre? Hangi laboratuvar?

Yağıştan önce mi sonra mı? Deniz suyu mu, kum mu?” sorularına da yanıt verilmesi zorunludur. Çünkü çoğunlukla sorun görülmeyen ya da üzeri örtülen ayrıntılarda gizlidir.

Denizde Her Şeyin Başı Ölçüm

Çünkü gelinen noktada Antalya’nın yeni bir izleme modeline ihtiyacı var. Bu çalışma tek başına “Konyaaltı sahili tümüyle sağlıksızdır” sonucunu vermiyor. Ama çok daha kritik bir şey söylüyor.

Bugünkü rutin göstergelerimizin dışında da ölçülmeye değer halk sağlığı riskleri olabilir. Bu nedenle COP31, Antalya için yalnızca uluslararası bir toplantı değil, deniz ekosistemi ve yüzme suyu yönetimini yenileme fırsatı olabilir. Antalya’da kurulacak yeni sistemde klasik fekal indikatörler korunmalı; öte taraftan risk esaslı biçimde fırsatçı patojenler de izlemeye dahil edilmeli.

Deniz suyuyla birlikte plaj kumu ve gerektiğinde sediman incelenmeli. Dere ağızları ayrı istasyonlar olarak izlenmeli. Şiddetli yağış ve atıksu arızası ardından gelen süreçte rutin takvim beklenmeden otomatik numune protokolü devreye girmeli.

Mavi Bayrak Ekolojik Durum Sertifikası Değil

Sonuçlar kamuoyuna açık bir sistemde yayımlanmalı. Yüzme sezonunun izlenmesi Antalya’nın değişen iklimine göre yeniden değerlendirilmelidir. Burada kısa bir parantez açalım: Bugün Türkiye’den de çok sayıda ziyaretçiyi kendine çeken Mısır’ın turizim bölgesi Sharm El Şeyh, 2022’de COP27’ye ev sahipliği yapan ülkenin özellikle arıtma ve benzeri alt yapılara yönelik yatırımlar sayesinde kritik ölçüde deniz koruma başarısı sağladı.

Bugün Antalya’daki denizle ilişkin projelerde bile Kızıldeniz görüntüleri kullanılıyor. Türk turizim acentaları Kızıldeniz odaklı paket turlar satıyor. KONU ARTIK SADECE DENİZİN RENGİ DEĞİL

Brezilya’nın plajlarıyla ünlü Rio kentinin, kumsalı da izleme alanına dahil eden ender kentlerden biri olduğunu belirtiliyor. Antalya dahil ülkemizde tüm kıyı kentlerinde söz konusu planlama doğrultusunda bir izlemenin de hayata geçirilmesi kritik olacaktır. Çünkü konu artık sadece denizin renginin mavi olmasıyla sınırlı değil.

Cop31 Yenilenme Fırsatı Olabilir

Konu, çocuğunuzun yüzdüğü suda ne olduğu, oynadığı kumda ne olduğu ve bir arıza yaşandığında bunu kaç gün sonra değil, kaç saat içinde öğrenebildiğimizdir. Gelişmişlik ve çağın gerekliliği, tüm bu konularda ne kadar sağlıklı biçimde organize olduğunuzla ilgilidir. MEVZUAT VAR, ADIM ATMAK VE UYGULAMAK YETERLİ

COP31’e hazırlanırken Antalya’ya yeni bir slogan değil, yeni bir bilimsel standart gerekiyor. Ölçmediğimiz bir riskin olmadığını da söyleyemeyiz. Bu konuda aslında yeni bir mevzuata da ihtiyacımız yok.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının 2026 yılında güncellenen “Deniz İzleme Kılavuzu” kritik bir referans kaynağı: Antalya’da kent içerisinde daha uzun yıllar denize girebilmek ve deniz ekosistemini koruyabilmek için bu kritik adımların gecikmeden atılması gerekiyor. Aksi halde bir zamanlar imbat rüzgârıyla kentin sokaklarına yayılan yasemin kokularının hakim olduğu İzmir sahilini bugün kanalizasyon kokusuyla baş başa bırakan dramatik son Antalya’yı da bekliyor.

Dikkat: Kumların Altında Bakteri Olabilir
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Antalya Olay ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

KAI ile Sohbet Et

KAI ile Haber Hakkında Sohbet

Yapay zeka asistanı

Yapay zeka yanlış bilgi üretebilir