DEM Parti İmralı heyeti üyeleri Pervin Buldan, Mithat Sancar ve Faik Özgür Erol, 27 Mart’ta İmralı Adası’nda PKK’nın lideri Abdullah Öcalan ile bir görüşme gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada, ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin mevcut durumu üzerinde durulduğu ifade edildi. Açıklamada, “Bu aşamada, çözüm yolunun müzakere, demokratik irade ve tarihsel sorumluluk boyutlarıyla incelenmesi gereken çok katmanlı bir konu olduğu vurgulanmıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu süreçte üstlendiği tarihi rol ve sorumluluk ön plana çıkarılmış; komisyon raporu sonrasında yürütülecek çalışmaların zaman kaybedilmeden kapsayıcı ve bütünlüklü bir yasal çerçeveye kavuşturulmasının kritik öneme sahip olduğu belirtilmiştir. Heyet olarak yaptığımız değerlendirmelerde, tarihi fırsatların kaçırılmaması ve gerçek bir çözüm iradesinin ortaya çıkması için diyalog kanallarının açık tutulması ve demokratik siyasetin güçlendirilmesi gerektiği ortak bir görüş olarak öne çıkmıştır. Demokratik toplumun, Türkiye’de yaşayan tüm halklar ve inançlar için geleceğin güvencesi olduğu bir kez daha vurgulanmıştır. Bu süreci doğru anlayan ve sorumlulukla yaklaşan herkesin yalnızca bugünü değil, ortak geleceği de kazanacağına inanıyoruz” denildi.
Açıklamada, İmralı’nın sürece ilişkin ilettiği mesajlar ise şu şekilde ifade edildi:
“Çözmeye çalıştığımız bu ciddi soruna dar bir pencereden yaklaşılmaması gerektiği önemle vurgulanmalıdır. Zira Orta Doğu üzerinde derin hegemonik planlar mevcuttur. Suriye’de yaşanan sancılı durumların yanı sıra belli ölçülerde olumlu gelişmeler gözlemlenirken, şu anda İran savaşı gündeme gelmiştir. İran’daki gelişmelerin üç temel çizgisi bulunmaktadır. Birincisi, ABD-İsrail eksenidir. İkincisi, İngiltere’nin liderliğinde bazı uluslararası ve bölgesel güçlerin statükoyu korumaya yönelik tutumudur. Üçüncüsü ise geliştirdiğimiz barış ve demokratik toplum süreci ile savunduğumuz demokrasi ve ortak yaşam anlayışıdır. İran’daki gelişmeler, Türkiye’de yürütülen sürecin haklılığını ve önemini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Biz Anadolu-Mezopotamya eksenli bir çözümü esas alıyoruz. Anadolu-Mezopotamya ilişkisi derin tarihi köklere sahiptir. Tarihin ilk büyük barış anlaşması olan Hititler ile Mısırlılar arasındaki Kadeş Antlaşması da bu bağlamda önem taşımaktadır. Orta Doğu’daki 4 bin yıllık siyasi tarih, Anadolu’nun güvenliğinin Orta Doğu ve Mezopotamya’dan geçtiğini göstermektedir. Demokratik entegrasyon, Mezopotamya kültürünün demokratik bir varlık olarak katılımını ifade eder. Bizim Cumhuriyet ile bir sorunumuz yoktur. Asıl mesele, Cumhuriyet’in demokratik olmamasıdır. Demokrasi, Cumhuriyet’in güçlenmesini sağlayacak yegane çözüm yoludur. Toplumların ve ülkelerin tarihsel dönemlerindeki yanlışlıkları, aşırılıkları ve antidemokratizmi dile getirmek, kutsala dokunmak gibi karşılanmamalıdır. Asimilasyoncu yöntemlerin pozitivist bir inançla savunulmasının, ülkeye dar bir gömlek giydirdiğini söylemek gerekir. 27 Şubat’taki çağrımda da belirttiğim gibi, silahlı mücadele dönemi sona ermiştir. Artık geriye dönüş mümkün değildir. Yaşadığımız süreç, demokratik Cumhuriyet ile barışa geçiş sürecidir. Arzulanan süreç başarıya ulaştığında, Cumhuriyet iki kat güçlenecektir. ‘Demokratik toplum’ dediğimiz anlayış, büyük oranda böyle bir çözümü esas alır. Kürtlerin devletle olan ilişkisini pozitif bir şekilde düzenleyen bir toplumculuk ve yurttaşlık anlayışı geliştirmeliyiz. Devlet de burada yıkıcı faaliyet ya da güvenlik tehdidi gibi bir durum olmadığını görmelidir. Cumhuriyet’e katılım; kimliğiyle, ifade ve fikir özgürlüğüyle, örgütlenme özgürlüğüyle ve kadın özgürlüğüyle olmalıdır. Bu noktada, sürece ilişkin fikirlerimin doğru anlaşılması için uygun yöntemlerle tüm kamuoyuna ulaşmayı önemli görüyorum. Demokratik entegrasyon çözümü, toplum temelli bir yaklaşımı esas almaktadır. Toplum temelli çözüm, toplumsal yapıların bütünsel ve kolektif demokratikleşmesini gerektirmektedir.”



