CHP Kadın Kolları Genel Başkanı ve Osmaniye Milletvekili Asu Kaya, partisinin kadın milletvekilleri ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir basın toplantısı gerçekleştirdi. Bu toplantıda, Türk Medeni Kanunu’nun kabul edilişinin 100. yılına dikkat çekerek, bu yasanın kadınların yaşamında yarattığı dönüşümü vurguladı.
‘KADIN, DEVLET KARŞISINDA BİREY OLDU’
Kaya, konuşmasında “Tek taraflı boşanma ve çok eşlilik tarihe karıştı. Resmi nikah zorunluluğu getirildi. Kadınlara miras, velayet ve tanıklık hakları tanındı. Kadın, devlet karşısında birey olma statüsüne kavuştu. Bu, sadece bir hukuki değişiklik değil, aynı zamanda bir uygarlık sıçramasıydı. Bu devrim, Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonuyla gerçekleşti. Cumhuriyet, kadın devrimleriyle güçlendi ve laiklikle pekişti. 2002 yılında yapılan değişikliklerle, ‘Aile reisi kocadır’ ifadesi kaldırıldı. Eşitlik ilkesi evlilik birliğinde güçlendirildi. Evlilik giderlerine katkı sadece maddi varlıkla sınırlı tutulmazken, eşlerin emek katkıları da dikkate alındı. Evlilik sona erdiğinde edinilmiş malların paylaşımında eşitlik benimsendi. Ancak tüm bu kazanımlar, kadın hareketinin mücadelesiyle elde edilmiş tarihsel adımlardır. Bugün Medeni Kanunu’nun 100. yılına girdiğimizde, ne yazık ki bu devrimci kazanımlar ciddi bir tehdit altındadır. Bizler soruyoruz; 100 yıl önce kadınları hukuken eşitleyen bu Cumhuriyet, neden bugün kadınların yaşam haklarını koruyamamaktadır?” dedi.
‘KADINI EKONOMİK GÜVENCEDEN MAHRUM BIRAKMAYI PLANLIYORLAR’
Kaya, kadınların sokakta, evde ve iş yerinde güvenliğinin tehlikede olduğunu belirterek, nafaka hakkı, çocuk yaşta evlilik ve kadınların kazanılmış haklarının aile yapısı bahanesiyle aşındırılmaya çalışıldığını ifade etti. “Bugün iktidarda bulunan anlayış, Cumhuriyet devrimleri ile hesaplaşma arayışındadır. Kadın-erkek eşitliğine karşı çıkan, kadının özgürlüğünü tehdit olarak gören, kadının gülüşünden rahatsız olan ve onun kıyafetlerine, yaşam biçimine müdahale etmeyi hak gören bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu zihniyete soruyoruz; aile, eşitlikle mi güçlenir yoksa itaatle mi? Kadın yoksullaştırılarak mı korunur? Şiddet mağduru bir kadını uzlaşma masasına oturtarak mı adalet sağlanır? Boşanma süreçlerini hızlandırma bahanesiyle nafaka hakkını ortadan kaldırmayı, yoksulluk nafakasını süreyle sınırlamayı ve kadını ekonomik güvenceden mahrum bırakmayı hedefliyorlar. Asıl mesele nafaka değil, boşanan kadının yoksullaşması ve ekonomik bağımsızlığı olmayan kadının şiddet döngüsüne mahkum edilmesidir.” şeklinde konuştu.



