Burhanettin Duran, İletişim Başkanlığı tarafından organize edilen ‘Hafıza ve Hakikat: 28 Şubat ve Dezenformasyonlar Paneli’nde yer aldı. Duran, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının yarattığı duruma dikkat çekerek, “Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın da ifade ettikleri gibi, İran’ın egemenliğini ihlal eden bu saldırıları kınadığımız gibi, Körfez bölgesindeki kardeş ülkelere yönelik yapılacak saldırıları da kabul edilemez buluyoruz. Türkiye, sivillerin hayatını tehdit eden ve uluslararası hukuka aykırı olan her türlü eyleme karşı durmaktadır. Sağduyu ve aklıselim anlayışının hâkim olması, ateşkesin bir an önce sağlanması ve diplomasiye alan açılması büyük önem taşımaktadır. Bölgemizin bir ateş çemberine dönüşmemesi için müzakerelerin ön plana çıkarılması gerekmektedir. Türkiye olarak, İslam dünyası başta olmak üzere tüm aktörlerle olan ilişkilerimizi sürdürüyoruz ve masaya dönüşü teşvik ediyoruz. Ara buluculuk da dahil olmak üzere yapıcı katkılar sunmaya her zaman hazır olduğumuzu belirtiyoruz. Bölgenin geleceği ve küresel düzene yapacağı katkı, ancak diplomasi yoluyla mümkün olacaktır. Türkiye bu anlayışla hareket etmeye devam edecektir” dedi.
‘MİLYONLARCA GENCİMİZİN HAYALLERİ ÇALINDI’
Duran, Türkiye’nin 28 Şubat süreci aracılığıyla 2000’li yılların sunduğu birçok fırsattan, huzurlu ve müreffeh bir gelecek hakkından mahrum edilmek istendiğini vurguladı. “O dönemde kurulan koalisyonlar ve vesayet baskısı, istikrarsızlığın artmasına ve Cumhuriyet tarihimizin en ağır ekonomik krizlerinden birinin yaşanmasına neden olmuştur. İnancı ve değerleri nedeniyle halkımıza ve halkın seçtiği meşru hükümete parmak sallayanlar, yol açtıkları istikrarsızlıkla Türkiye’yi ekonomik ve siyasi açıdan on yıllar geriye götürmüştür. Ancak 28 Şubat’ın en ağır bedelini, hiç şüphe yok ki gençlerimiz, özellikle de genç kadınlarımız ödemiştir. Kurulan vesayet düzeninde gençlerimizin en temel insan hakları, eğitim ve çalışma özgürlükleri ellerinden alınmış, ‘ikna odaları’ adı verilen yerlerde psikolojik baskıya maruz kalmışlardır. Katsayı adaletsizliği nedeniyle üniversite kapısında bekleyen milyonlarca gencimizin hayalleri çalınmıştır. Tüm bu uygulamalar, 28 Şubat’ın özünde dindar ve muhafazakar kesimleri kamusal alandan silme, bir tür imha etme girişimi olduğunu göstermektedir” şeklinde konuştu.
‘KAZANIMLARIN KUŞATICI ANAYASA İLE TAÇLANDIRILMASI ÖNEMLİ MESELELERDEN BİRİ’
Duran, “Bugün millet olarak vesayetçi, yasakçı, elitist ve kendisini halkın üzerinde gören anlayışı geride bırakarak, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde ‘Türkiye Yüzyılı’na adım attık. Türkiye Yüzyılı; sivil, kapsayıcı, temel hak ve hürriyetlerin korunduğu, milli iradeye dayanan yeni bir toplumsal sözleşmenin yüzyılıdır. Bu kazanımların sivil, özgürlükçü ve kuşatıcı yeni bir anayasa ile taçlandırılması, Türkiye Yüzyılı’nın en önemli meselelerinden biridir. Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, ‘Yeni anayasa, Türkiye için lüks değil, çok geç kalmış bir ihtiyaçtır.’ Türkiye Yüzyılı vizyonu; kimsenin inancından, kökeninden veya yaşam tarzından dolayı ötekileştirilmediği, milletimizin her bir ferdinin birinci sınıf vatandaş olarak kabul edildiği, farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü güçlü bir milli birlik ve beraberlik perspektifidir” ifadelerini kullandı.



