Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, TBMM’de AK Parti grup toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtladı. Ramazan ayına yönelik okullarda düzenlenen etkinliklerle ilgili bir soru üzerine Bakan Tekin, “Vatandaşlarımızın, çocuklarımızın ve gençlerimizin değerlerimizi benimseyeceği bir eğitim ortamı oluşturmak bizim sorumluluğumuz. Milli birlik ve dayanışmaya önem veren tüm vatandaşlar, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları ve siyasi partiler bu sürece katkı sağlıyor. Dün Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye de şükranlarımızı sunuyorum. Tam olarak bizim hedeflediğimiz konuları dile getiren, bir devlet adamına yakışır bir ciddiyetle milli birlik ve beraberlik sürecine destek veren bir açıklama yaptı. Gerçekten kendisine teşekkür ediyorum. Bu bağlamda, milli birlikle ilgili attığımız adımlara, toplumda çocuklarımız ve gençlerimiz arasında dayanışma, birlik ve kardeşliği geliştirecek etkinliklere katılmaları için herkesi davet ediyorum. Yaptığımız faaliyetlerin kanunlarımıza ve anayasaya uygun olduğunu vurgulamak isterim” ifadelerini kullandı.
‘SALDIRGAN BİR TAVIR İÇİNDE BULUNMAK BİR HAKARETTİR’
Bakan Tekin, 168 kişinin imzaladığı ‘laiklik bildirisi’ ile ilgili olarak hukuki bir adım atıp atmadığına dair bir soruya ise, “Evet, atıyoruz; ben de attım. Davayı açtım. Tekrar belirtmek isterim ki Türkiye’de kimsenin hukuk kurallarını ya da anayasayı yorumlama tekeli yoktur. ‘Anayasayı sadece bizim istediğimiz gibi yorumlayacaksınız. Evrensel ilkeleri de bizim istediğimiz şekilde değerlendireceksiniz’ diyenlere itibar edilemez. Bu etkinlikleri gerçekleştirenlere karşı ‘gerici’, ‘azgın’, ‘azınlık’ gibi hakaretler yöneltmek, saldırgan bir tutum sergilemek kesinlikle bir hakarettir. Bu etkinliklere katılan çocuklarımız, gençlerimiz, velilerimiz, öğretmenlerimiz ve idarecilerimizin haklarını korumak amacıyla bu adımı atacağımızı daha önce belirtmiştim. Bu adımı attık. Kimin gerici, kimin yobaz olduğunu göreceğiz. 168 kişi, Müslüman olan bir toplumun dini inanç ve ibadetlerini kendi bakış açılarına göre tanımlayarak onları azınlık durumuna düşürüyor. Bu durum, totalitarizmin entelektüel anlamda tezahürüdür. Bu hakaretleri yapanların yargı önüne çıkarılması gerektiğini düşünüyorum. Hatta bu süreçte hakarete uğrayan herkesin kişisel olarak yargıya başvurmasının doğru olacağını düşünüyorum” şeklinde konuştu.



