ANTALYA, (Antalya Olay) – ANSİAD 2. Olağan Toplantısı, ‘Kuralsız ve belirsiz bir dünyada Türkiye dış politikasına nasıl bir yön çizebilir?’ temasıyla gazeteci ve dış politika yazarı Sedat Ergin’in katılımıyla gerçekleştirildi.
Sedat Ergin, konuşmasına dünya siyasetindeki köklü değişikliklere dikkat çekerek başladı. Ergin, “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulan ve uzun yıllar işleyen kural temelli uluslararası düzen artık sona ermiştir. Şu an kuralların değil, güç ilişkilerinin belirleyici olduğu bir dönemdeyiz” ifadelerini kullandı. Bu durumu geçici bir kriz değil, uzun vadeli bir dönüşüm olarak değerlendirdi.
Toplantının zamanlamasına vurgu yapan Ergin, “Eğer bu toplantıyı aralık ayında gerçekleştirmiş olsaydık, bugün üzerinde konuştuğumuz birçok konu geçerliliğini yitirmiş olacaktı. Son iki ayda yaşanan olaylar, dünya siyasetinin daha sert ve öngörülemez bir hale geldiğini gösteriyor” dedi.
‘KURALSIZLIK, YENİ NORMAL HALİNE GELEBİLİR’
Uluslararası ilişkilerde belirsizliğin kısa vadede sona ermesinin pek muhtemel olmadığını belirten Ergin, “Kurala dayalı düzen çökmüş durumda, ancak yerine neyin geleceğini henüz bilmiyoruz. Bu nedenle dünya, uzun bir süre kuralsızlık ve belirsizlik dönemine tanıklık edebilir” şeklinde konuştu. Küresel ekonomik ve jeopolitik güçlerin hızla yer değiştirdiğine dikkat çekti ve “Dünya ekonomik üretiminin neredeyse yarısı Asya-Pasifik bölgesinde gerçekleşiyor. 21. yüzyılın ana rekabet alanı artık Avrupa değil, Asya’dır” değerlendirmesinde bulundu.
‘AVRUPA’NIN TÜRKİYE’Yİ DIŞARIDA BIRAKMA LÜKSÜ YOK’
Türkiye’nin stratejik rolünü vurgulayan Ergin, “Eğer ABD NATO’dan çekilirse veya yükümlülüklerini azaltırsa, ittifak içindeki en büyük askeri kapasite Türkiye’ye aittir. Türkiye, Avrupa güvenliği açısından vazgeçilmez bir konumdadır” dedi. Türkiye’nin bu belirsizlik ortamında çok boyutlu, gerçekçi ve askeri-diplomatik kapasitesini etkin bir şekilde kullanması gerektiğini ifade etti. Ergin, Avrupa’nın güvenlik mimarisini yeniden şekillendirdiği bir dönemde Türkiye’nin askeri kapasitesinin hayati önem taşıdığına dikkat çekerek, “Sürekli krizler içinde deneyim kazanmış bir ordudan bahsediyoruz. Türkiye’nin askeri gücü, birçok Avrupa ordusundan daha ileri bir seviyededir. Amerika’nın olmadığı bir senaryoda Türkiye, Avrupa güvenliği için vazgeçilmez bir aktör haline geliyor. Böyle bir dönemde Avrupa’nın Türkiye’yi dışarıda bırakma gibi bir lüksü olabilir mi?” diye sordu.
Avrupalı siyasetçilerin son açıklamalarına dikkat çeken Ergin, “Avrupa Komisyonu yetkilileri ve bazı Avrupalı bakanların açıklamaları, Türkiye’ye yeni bir gözle bakıldığını gösteriyor. Savunma alanında Türkiye ile artan iş birliğinin önemi, Avrupalı karar alıcılar tarafından kabul ediliyor. Bir yandan Avrupa, Türkiye’nin askeri kapasitesinden yararlanma peşinde; diğer yandan Yunanistan ve Güney Kıbrıs vetoları nedeniyle Türkiye bu fonlardan mahrum kalıyor. Eğer Avrupa Birliği gerçekten Türkiye ile iş birliği istiyorsa, bu yapısal engelleri aşmak zorundadır” şeklinde konuştu.
’30 YILLIK METİNLE 2025 TİCARETİNİ YÖNETİYORUZ’
Türkiye-AB ilişkilerinin ekonomik yönüne değinen Ergin, Gümrük Birliği’nin güncellenememesini eleştirdi. Ergin, “1996’da yürürlüğe giren, 1995 koşullarında müzakere edilmiş bir Gümrük Birliği ile 2025’in dünya ticaretini yönetmeye çalışıyoruz. Dünya değişti, ticaret kuralları değişti ama siyasi irade hâlâ yok. Üstelik bu müzakereleri başlatacak bir siyasi irade dahi ortaya konulamıyor” dedi.
‘BATI PARÇALI, TÜRKİYE DENGEYİ BULMAK ZORUNDA’
Avrupa-ABD ilişkilerindeki çözülmenin Türkiye-AB ilişkilerini etkileyeceğine dikkat çeken Ergin, “Tüm zorluklarına rağmen, önümüzdeki dönemde Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin yeniden tanımlanacağı bir sürece giriyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Bu sürecin kısa vadeli olmayacağına vurgu yaparak, “Bu meseleler bir veya iki yılda çözülecek kadar basit değil. Uzun müzakereler gerektiren, zamana yayılan süreçlerdir. Amerika’nın etkisinin zayıfladığı, Avrupa’nın daha bağımsız hareket etmeye çalıştığı parçalı bir Batı ile karşı karşıyayız. Türkiye, bu ayrışmada nerede duracak, dengeyi nasıl kuracak?” diyerek Türkiye’nin konumuna dikkat çekti. Ergin, Türkiye’nin çok yönlü dış politika arayışının tarihsel köklerine vurgu yaparak, “Bu yaklaşım yeni değil. 1960’lı yıllardan bu yana Türk dış politikasına yön veren temel felsefe çok yönlülüktür. Batı ile ilişkiler sürerken, Sovyetler Birliği ve Orta Doğu ile ilişkilerin geliştirilmesi de bu anlayışın bir sonucu olmuştur. Belirsizlik dönemlerinde risk dağıtımı, iş dünyasının da çok iyi bildiği bir kuraldır ve Türkiye için de geçerlidir” şeklinde belirtti.



