İletişim Başkanı Duran, bu yıl beşincisi gerçekleştirilecek Stratejik İletişim Zirvesi’ni (STRATCOM) değerlendirdi. Duran, zirve için yazdığı makalede, “Günümüzdeki uluslararası sistem, yalnızca geçici türbülansların değil, köklü ve yapısal bir dönüşümün eşiğindedir. Ardışık bölgesel çatışmalar, derinleşen jeopolitik rekabet ve küresel yönetişim mekanizmalarının yetersizliği, mevcut düzenin sürdürülebilir olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Kriz ve belirsizliklerin altında yatan neden, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan uluslararası sistemin hâkim paradigmasının, kurumlarının, mekanizmalarının ve normlarının günümüz sorunlarını çözme kapasitesinin yetersiz kalması ve mevcut belirsizlikleri derinleştirmesidir. Bu durum, batılı siyasetçiler ve entelijansiya tarafından uluslararası platformlarda da açıkça dile getirilmektedir. Bu platformlar, yalnızca krizleri değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası sistemin norm üretme kapasitesini, temsil adaletini ve meşruiyetini de sorgulamaktadır” dedi.
‘İSTİKRAR SAĞLAYICI ROLÜNÜ ELE ALACAĞIZ’
Duran, uluslararası sistemdeki meşruiyet krizinin temelinde temsil eksikliği ve adalet duygusunun zedelenmesinin etkili olduğunu vurguladı. Duran, “Batı dışı dünyanın sesi yeterince duyulmadığı ve uluslararası kurumların belirli güç merkezlerinin etkisi altında kaldığı yönündeki eleştiriler giderek daha fazla karşılık bulmaktadır. Küresel ölçekte artan adaletsizlik, eşitsizlik ve ayrımcılık, devletlere ve kamu düzenine olan güveni sarsarak sosyal kırılganlıkları artırmakta ve uluslararası düzenin meşruiyetinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Bu durum, yalnızca siyasi bir tartışma değil, aynı zamanda iletişimsel bir kırılmadır. Zira sistemin kendisini anlatma ve kabul ettirme kapasitesi zayıflamaktadır. Bu nedenle, 27-28 Mart tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştireceğimiz STRATCOM Zirvesi’nin ana temasını ‘Uluslararası Sistemde Kopuş: Krizler, Anlatılar ve Düzen Arayışı’ olarak belirledik. Bu çerçevede; küresel belirsizliklerin arttığı ve yapısal çözülmelerin hızlandığı bir dönemde stratejik iletişimin düzen kurucu ve istikrar sağlayıcı rolünü ele alacağız” diye konuştu.
‘ÖNEMLİ BİR İLETİŞİM LİMANI SUNMAKTADIR’
Bölgedeki gelişmelerin etkilerine de değinen Duran, “ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve İran’ın Körfez ülkelerine karşı misillemeleriyle bölgesel bir savaşa dönüşen çatışmanın etkileri, bu yıl düzenleyeceğimiz STRATCOM Zirvesi’nin en önemli gündem maddelerinden biri olacaktır. Bölgedeki kritik altyapıların ve enerji tesislerinin doğrudan hedef alındığı bu savaş, küresel ölçekte çok boyutlu bir kriz dalgası yaratmıştır. Uluslararası güvenlik, enerji güvenliği, ticaret yolları, küresel lojistik ve tedarik zincirlerine derinlemesine etki eden bu kriz; uluslararası boyutta meşruiyetin üretimini sorgulamalarına yol açmıştır. 21’inci yüzyılın en önemli sınamalarından birini oluşturan bu savaşın ardından gerçekleştirilecek en büyük uluslararası zirve olma özelliği taşıyan bu etkinlik, krizin yol açtığı jeopolitik kırılmaların ve iletişim dünyası için yarattığı anlamların tartışılması açısından önem arz etmektedir. Çatışma öncesi ve süresince tanık olduğumuz dezenformasyon kampanyaları ve psikolojik harp taktikleri, stratejik iletişimin ulusal güvenlik çerçevesindeki önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Bu nedenle, bu zirve savaşın uluslararası sistemde yarattığı derin fay hatlarının iletişim ve anlatı boyutunu ele almayı amaçlamaktadır” ifadelerini kullandı.
‘ESKİ KAVRAMLAR, KRİZLERE ZEMİN HAZIRLAMAKTADIR’
Duran, yazısının devamında şu ifadeleri dile getirdi:
“Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele, yalnızca güç dengelerinin değişmesinden ibaret değildir. Sorun, aynı zamanda küresel anlatıların, algıların ve bilginin üretim süreçlerinin dönüşmesidir. Bu bağlamda stratejik iletişim, artık devletlerin dış politika setlerinin tamamlayıcı bir unsuru olmanın ötesinde, merkezi bir güç çarpanı haline gelmiştir. Hakikatin dezenformasyonla gölgelendiği, bilginin hızla yayıldığı ancak güvenin hızla aşındığı bu dönemde iletişim, yalnızca bir aktarım süreci değil, aynı zamanda bir meşruiyet inşası meselesidir. Ayrıca, günümüz dünyasının öne çıkan sorunları olan savaşlar, çatışmalar, düzensiz göç, gıda güvenliği, enerji arzı, iklim değişikliği ve dijital sahadaki dezenformasyonlar gibi çok boyutlu krizler, uluslararası iş birliğine ve güvene dayanan yeni bir iletişim anlayışının tesisini zorunlu kılmaktadır. Eski araç, yöntem ve kavramlar bu sorunları açıklamakta yetersiz kalarak yeni krizlere zemin hazırlamaktadır. Bu noktada, insan onuru, ortak akıl ve küresel dayanışma çerçevesinde adil, şeffaf ve kapsayıcı yeni bir iletişim dilinin tesis edilmesi gerekmektedir. Stratejik iletişim, tam da bu noktada devreye girmektedir. Bu perspektiften bakıldığında stratejik iletişim, yalnızca bir araç değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Daha adil, kapsayıcı ve dengeli bir uluslararası düzenin inşası, doğru iletişim stratejileriyle mümkün olabilir. Bugün ihtiyacımız olan hız değil hakikattir; güç değil adalettir; etkileşim sayısı değil, insan onurunu merkezine alan yeni bir iletişim ahlakıdır. Türkiye olarak bu sorumluluğun bilinciyle hareket ediyoruz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Dünya beşten büyüktür’ yaklaşımı, bu anlayışın en güçlü ifadesidir. Bu yaklaşım, sadece bir eleştiri değil; aynı zamanda alternatif bir küresel vizyonun da ifadesidir.”
‘TÜRKİYE SAYGIN BİR AKTÖR OLARAK ÖNE ÇIKMAKTADIR’
Türkiye’nin son yıllarda izlediği çok boyutlu dış politika ve aktif diplomasi ile yalnızca bölgesel bir güç değil, aynı zamanda küresel ölçekte dengeleyici ve kolaylaştırıcı bir aktör olarak öne çıktığını belirten Duran, “Küresel istikrarın çöktüğü ve bölgemizin bir ateş çemberine dönüştüğü bu dönemde Sayın Cumhurbaşkanımızın dış politika vizyonu ve lider diplomasisi hayati öneme sahiptir. Rusya-Ukrayna savaşındaki tahıl koridoru anlaşması, Orta Doğu’da yürütülen temaslar ve Afrika’daki arabuluculuk girişimleri, Türkiye’nin barış ve istikrara yönelik katkılarının sadece birkaç örneğidir. Türkiye’nin arabuluculuk rolünü güçlendiren en önemli unsur, taraflar arasında güven tesis edebilme kapasitesidir. Kutuplaşmanın derinleştiği bir uluslararası ortamda, farklı aktörlerle dengeli ilişkiler kurabilen ve tarafların hassasiyetlerini anlayan bir yaklaşım son derece değerlidir. Türkiye, bu yaklaşımıyla yalnızca krizleri yönetmeye değil, aynı zamanda krizlere kalıcı çözümler üretmeye odaklanmaktadır. Uluslararası düzenin meşruiyetinin sorgulandığı bir dönemde, Türkiye; ilhamını küresel vicdan ve adalet duygusundan alan insan odaklı dış politikasıyla uluslararası arenada düzen kurucu saygın bir aktör olarak öne çıkmaktadır” dedi.
Duran, açıklamalarında şu ifadelere de yer verdi:
“Bu sorumluluğumuzdan hareketle Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı olarak bizler; Sayın Cumhurbaşkanımızın ‘Daha Adil Bir Dünya Mümkün’ çağ



