Aysu DURSUN/ANTALYA, (Antalya Olay) – Sanal medyada ‘nihilist penguen’ olarak bilinen görüntülerin değerlendirilmesi üzerine Akdeniz Üniversitesi (AÜ) İletişim Fakültesi’nden Dr. Gökhan Evecen, “O nihilist penguen aslında modern insanın ta kendisi. Penguenin biyolojik doğasından kaynaklanabilecek bir davranışı, biz modern insanlar olarak başka bir çerçeveye indiriyoruz. Ona kendi yalnızlığımızı, yabancılaşmamızı yüklüyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Nihilist penguen’ olarak tanımlanan ve Antarktika’da sürüsünden ayrılarak yalnız başına yürüyen penguen görüntüleri, sosyal medya kullanıcıları tarafından modern yaşamın anlamsızlığı ve bireysel yabancılaşmanın sembolü olarak yorumlandı. Bu sahne, Werner Herzog’un 2007 yapımı ‘Encounters at the End of the World’ belgeselinde yer aldı. Dr. Gökhan Evecen, bu yorumların, insanların doğaya kendi anlam dünyalarını yüklemelerinden kaynaklandığını belirtti.
‘MODERN İNSANIN TA KENDİSİ’
Dr. Evecen, viral hale gelen bu görüntülerin 2007 yılında çekildiğini, ancak özellikle 2025 ve 2026 yıllarında sosyal medyanın etkisiyle yeniden popüler hale geldiğini ifade etti. “O nihilist penguen aslında modern insanın ta kendisi. Penguenin biyolojik doğasından kaynaklanabilecek bir davranışı, biz modern insanlar olarak başka bir çerçeveye indiriyoruz. Ona kendi yalnızlığımızı, yabancılaşmamızı yüklüyoruz” diyen Evecen, “2007’de sosyal medya yeni yeni gelişiyordu. Günümüzdeyse sosyal medya ile birlikte yalnızlaşan, giderek daha nihilist hale gelen insan, kendisini o penguende görüyor” şeklinde konuştu.
‘ANTROPOMORFİZM’ VURGUSU
Doğaya insani özellikler yükleme eğiliminin tarihsel bir geçmişe sahip olduğunu aktaran Evecen, bu olgunun literatürde ‘antropomorfizm’ olarak adlandırıldığını vurguladı. Evecen, “Sinemada da ‘türcü kamera’ dediğimiz bir yaklaşım var. Doğayı kendi insani bakışımızla karikatürize ediyor, onu kendi ideolojik çerçevemize indiriyoruz. Doğaya insan gözlüğüyle bakmaya çalışıyoruz” dedi. İlk belgesel örneklerinden biri olan Robert Flaherty’nin ‘Nanook of the North’ belgeselini hatırlatan Evecen, batılı bakış açısının doğayı ve yerel halkları kendi ideolojik çerçevesiyle yeniden inşa ettiğini ifade etti.
‘DOĞA, MASALSI BİR CENNET DEĞİL’
‘Nihilist penguen’ belgeselinin yönetmeni Herzog’un bir başka eseri olan ‘Grizzly Man’ üzerinden de doğanın romantize edilmesine dikkat çeken Evecen, 13 yıl boyunca bozayılarla kamp yapan Timothy Treadwell’in trajik hikayesini hatırlattı. “Doğa bir rehabilitasyon merkezi ya da masalsı bir cennet değil. Kuşların ahenkle şarkı söylediği bir uyum alanı değil. Bu, bizim insanlar olarak doğaya atfetmeye çalıştığımız bir durum. Doğanın kendine has kuralları var” diyerek benzer bir yaklaşımın ‘Into the Wild’ filminde de görüldüğünü kaydetti.
‘SINIRLARI KOYAN İNSANDIR’
İnsan ile doğa arasında keskin bir sınır olmadığını belirten Evecen, “Biz ‘vahşi doğa’ diyoruz ama neye göre vahşi? Doğanın zaten kendi işleyiş mekanizması var. Kültür ile doğa arasındaki sınırları inşa eden biziz. Modern insan, sanayileşme ve şehirleşme ile birlikte doğadan koptu; ardından onu keşfedilecek, incelenecek bir nesneye dönüştürdü” ifadelerini kullandı. ‘Nihilist penguen’ olarak yorumlanan görüntülerin de bu çerçevede ele alınması gerektiğini belirten Evecen, penguene yüklenen anlamın aslında insanın kendi yalnızlığı ve varoluşsal sorguları ile ilgili olduğunu söyledi. “Bu, bizi ‘antropomorfizm’ dediğimiz, doğaya insani bakışla yaklaşma meselesine götürüyor” diye ekledi. (Antalya Olay)



